Bir kilo2010.06.21. // Genel

Yürüyüş yapıyorum tıpkı yazdığım gibi.Arabayı en sevdiğim marketin önüne parkediyorum sonra hızlı adımlarla kırkbeş dakika yürüyorum.Yürüyüşü marketin önünde bitiriyorum ,marketten bir şeyler alıp eve geliyorum.

Evde yemeklerden sonra biraz da bisiklete biniyorum.1 kilo falan verdim gibi ama kesin sonucu daha uzun sürede alacağım elbette.{57 oldum}Süper ince olduğumda tartının üzerinde çekilmiş fotomu yayınlayacağım:)

Haftasonu sadece kahvaltı{sıkı bir kavaltı} akşamları da bir elma falan yedim.Bol bol da yürüdüm.

Bu akşama kadar iyiydim.Bu akşam ise bir felakettim.Felaketi yazıyorum: İki tavuk parçası -ama yumurta ve pane harcına bulanıp zeytinyağında kızartılmış- karnıbahar -ama fındık yağında fritözde kızartılmış-.Bir tane de içi Antep fıstıklı un kurabiyesi yedim.Öğlen de pilavla yoğurt yemiştim.Akşamüstü de bir elma.Yediklerim fena değil aslında ama akşam yemeğinin kızartma olması oldukça kötü:))

Bu tip durumlarda morali bozmuyoruz.Kaldığımız yerden devam ediyoruz:)

Ben lisede 48 kiloydum.Bir ara 52 kilo olduğumda kendimi çok şişmanlamış falan olarak değerlendiriyordum.Üniversite sonrasında altı ay çalışmadığım dönemde 56 kilo olmuştum ve o dönem sokakta gezerken bile rahatsız oluyordum.Bacaklarım çok kalın diyordum:P Nereden nereye:)

Yarın akşam misafirim var.Bir arkadaşımızın eşi annesini ziyarete gitti biz de bekarımızı tek bırakmayalım dedik.Misafir kadın olsa peynirli kabak,yanına et sote falan yapardım ama malum erkekler çok yemek seçer.Kurufasulyenin güvenli limanına sığınacağım.Yanına da bulgur pilavı.Ben pilav yemem muhtemelen:)

92512910063549648 4002830277540618561?l=oykucu.blogspot Bir kilo

Selülit Tedavisinde Liposakşın (Liposuction) Yöntemi2010.06.20. // 1

liposuction liposaks%C4%B1n Selülit Tedavisinde Liposakşın (Liposuction) YöntemiSelülit derinin birkaç milimetre altında yağ ve ödem birikmesi sonucu oluşan ve pütürlü bir görüntüye sebep olan bir cilt problemidir. Liposakşın (liposuction) ise yapılan diyet ve egzersize rağmen vücuttan atılamayan bölgesel yağların, özel kanüller yardımı ile vücuttan çekilmesi işlemidir. Cildin derinlerinde kalan ve bir türlü eritilemeyen yağ hücrelerinin dağıtılmasında ve bir kısmının da yok edilmesinde oldukça etkili bir yöntemdir. Fakat selülitler cildin hemen altında oluşur. Liposakşında kullanılan kanüller ise cildin derinlerine iner. Bu sebeple selülit tedavisinde liposakşın yönteminin işe yaradığı söylenemez. Aksine vücutta selülitlerin meydana getirdiği çukurlu görüntünün daha da kötü hale gelmesine sebebiyet verebilir.
1807648230692540372 7833219651471079776?l=selulitlikadinlar.blogspot Selülit Tedavisinde Liposakşın (Liposuction) Yöntemi

Nefret ediyorum birseylerimi kaybetmekten:(2010.06.20. // Genel

6a00e008ccf1108834010536fafd52970c 800wi Nefret ediyorum birseylerimi kaybetmekten:(
Değeri , ederi ne olursa olsun herhangi birseyimi kaybedince o kadar düsüyor ki enerjim ,  bütün gün aklım o kaybettiğim seyde oluyor 
2009′u çok sevdiğim bir trençkotumu , svarowski bir anahtarlığımı , bayıldığım tasarım bir bileziğimi , birkaç salımı , en acısı da fotoğraf makinemi kaybederek kapadıktan sonra ;bugün de 2010 ‘ daki ilk esya kaybımı yasadım ;( Çok sevdiğim , sizlerle de sık sık paylastığım zebra desenli salımı kaybettim ;( Sizlerle paylasıp rahatliim istedim ;)
Ama ama hiçbisey için fazla üzülmemek gerek ;) Umarım hepimizin kayıpları yerine yenileri konulabilecek seyler olur , en büyük sıkıntımızda böyle minik minik kayıplar olur;) !!!
8959248232111312478 5835326181937585419?l=elifintrendgunlugu.blogspot Nefret ediyorum birseylerimi kaybetmekten:(

R.I.P. Alexander McQueen…2010.06.20. // Genel

mcqueen 420x0 R.I.P. Alexander McQueen... Ünlü moda tasarımcısı Lee Alexander McQueen, Londra’daki evinde ölü bulunmuş. İlk duyuru, ünlü tasarımcının intihar ettiği yolunda… Moda dünyası büyük bir dahiyi kaybetti… McQueen’in anısına:

20081230 alexander mcqueen heart peep toe pumps R.I.P. Alexander McQueen...

20081230 alexander mcqueen heart peep toe pumps back R.I.P. Alexander McQueen...

7238701456642377976 1510901258782330746?l=amonka.blogspot R.I.P. Alexander McQueen...

80'lerin anlayışsızlığı!2010.06.20. // 1

80+ler 80'lerin anlayışsızlığı!
fantaghiro:

seksenlerin moda anlayışı, doksanlı yılların ortalarına kadar tam olarak terkedilemeyen, toplu bir zevksizlik akımının ürünüdür. fikri mecralarda baş gösteren erozyonun yansımalarından biri olması da mümkün.

gerisi önemli değil:

belkide yetmişlerin özgürlük anlayışından sonra böyle bir rezalet gerekiyordu! o yüksek topuklu ayakkabılar giyip mini eteklerin fora edildiği, başörtülü kadınların bile diz altı eteklerle resimler çektirdiği o dönem sonunda, pantolonlar, etekler şalvarlaşdı ve yine göbek hizasından kemerlendiler. o parlak düğmelere sahip ceketleri şimdi görünce midem kalkıyor. her şeyin olduğundan iki kat büyük göründüğü o zamanlarda saçlar kafanın iki katı, pantolonlar bacakların iki katı, gömlek, ceket ve bluzlar vatkalar yüzünden gövdenin iki katıydı. her şey o kadar orantısızdı ki bir uzaylı o zaman dünyaya inse ve vücudumuzu giyisilerimizle orantılasa kesinlikle anatomik olarak kusurlu varlıklar olduğumuza hükmeder ve nasıl yürüdüğümüze şaşarlardı. tüm 80′lerin kadınları kendilerini bir hülya avşar, bir ahu tuğba, bir sevtap parman yapmak için çırpınıp duruyordu. ama illa ki hülya avşar. hülya avşar’ın o devir kadınlarına verdiği zevksizlik, uzun ve uzun yıllar boyunca silinememiştir, silinemeyecektir de.
hulya avsar poster kart uqq  6473774 0 80'lerin anlayışsızlığı!
70′ler ise bambaşkaydı. üzerine bir bluz, kot, gömlek giyip, saç, sakal, favori uzatmak yeterliydi. bir de illaki ispanyol paça. solcular için de elbette yeşil mont. sağcılar da o devirde baştan yeşil mont giyermiş. ancak onlar da solcularla beraber toplanıp merkeze götürülünce günümüze kadar devam eden siyah takım, beyaz gömlek, beyaz çorap ve sivri burun ayakkabı modasını yaratırlar. çünkü bu sayede çok efendi görünmektedirler. polislerin onları içeri almasına gerek yoktur!

fantaghiro:

80′lerde çocuk halimle bile farkındaydım neler olup bittiğinin. anneme vaktası olan hiçbir şeyi giymeyeceğimi deklare ederek, bu rüküşlüğe karşı bireysel tepki bile koydum. çocuk kıyafetlerinde bile parmağım kalınlığında vatkalar vardı lan. omuzları kafa hizasına çıkmış bir bücür olarak ortalıkta dolanmadım değil, metazoriyle ama. hadi anneye söz dinletsen, iğrenç kıyafetler üretmekte birbirleriyle yarışan bütün bir tekstil sektörünü ne yapacaksın? seçenek yoktu ki, al birini vur ötekineydi. prenses diana’nın o yıllarda çekilmiş fotoğraflarına bakın misal, o zarif marif diye övülen kadının bile aslan yelesi saçlarla, berbat tayyörlelerle dolaştığını görürsünüz. o yıllarda yetişkin bir kadın olsam, adım gibi biliyorum o zevsizlik beni etkileyemezdi. yemeyip içmeyip en iyisinden bir dikiş makinesi alır; dikiş dikmeyi öğrenir, kendime eli yüzü düzgün, adam gibi şeyler dikerdim. en azından geçmiş yılların zarif çizgilerini filan kopya ederdim.
diana 80'lerin anlayışsızlığı!
ben burada ahkam kesmiyor, belgelerle konuşuyorum: 7-8 yaşlarındayken sade ama şık kıyafetler içinde, zerafetle salınan düzinelerce kadın resmi çizmişim. allah sizi inandırsın hepsi adeta birer audrey hepburn, birer grace kelly idi. anatomik açıdan daha ziyade cin ali’ye benziyor olmaları, kreasyonlarımın estetik değerini azaltmaz.

neyse, çoğu duruyor o çizimlerin. bu bağlamda geriye bakınca “ahaha soytarı” diyenlerdenim şahsen. o vakitlerde bunun kimseye batmamış olması çok garip geliyor, çünkü bakıyorsun 40′lardan başlayarak 60′ların ortasına kadar estetik beğeniler basbayağı tavan yapmış. bugün bile mağazalarda 50′lerin çizgilerini taşıyan kıyafetler gördüğümde kendimden geçiyor, satın alabileceğim bir fiyat aralığındaysa tek yüzük’ü bulmuş smeagol gibi davranmaya başlıyorum.

gerisi öenmli değil:

gerçi erkek kıyafetleri için aynı şey söylenemez. o devrin filmlerini izleyen birisi herkesi takım elbise içinde, başında şapkasıyla görürse eğer şaşırmamalı elbette. sanki o takım elbise bir sınıf atlama aracıdır. üstelik pantolonlar inanılmaz bir şekilde yüksekte, göbekten kemerlenmektedir. hala daha bu şekilde giyinen yaşlılara rastlarsınız belki. işte bu kişiler, ellilerde yaşayan insanlardır. gençliklerini özlediklerinden bu şekilde giyinmeyi tercih ediyorlar. bazı kendini bilmezler ise göbeklerini saklayabileceklerini düşünüp göbekte kemer takıyor. 50′lerin diğer bir ilginç yani işçi tulumları. standarttır. her işçide bulunur. işçiler takım elbise değil, şapka, kot ve mont giyerler. şapkaları da fötr değil, bizim ecevit şapkasıdır. fötr şapka zenginlik simgesidir. takım elbise gibi.
KillersKiss1 80'lerin anlayışsızlığı!
fantaghiro:

80′lerin rüküşlüğünün izleri, çin’in bazı bölgelerinde hala görülebiliyor. “nasıl olsa kıyafet orada ucuzdur ve çok çeşit vardır” desturuyla, bir iki parça giysi dışında hemen hemen hiçbir şey getirmeyip, valizimi yiyecek ve kitapla doldurduğumdan soluğu alış veriş merkezlerinde almıştım. hüsran daha ilk dakikalarda başladı. kalite fena değilse de hemen her şeyde dantel ve fırfır vardı ve dahası üst giysiler, blüzler hep bol, hep dökümlüydü. etraftaki bütün yerli kadınlar, 80′lerden izler taşıyan kıyafetlerle dolaşıyorlardı. yıllardır kitlesel bir tayt giyme olgusuna tanık olmamıştım. dökümlü hiç bir giysiye kolunu sokmayan, dantelden nefret eden, fırfır görünce kafasını duvarlara vurmak isteyen bir fani olarak kalp krizi geçireyazdım. pantolon-tişört insanı olmadığıma yandım, yakıldım. mersiyeler yazdım. hiç abartmıyorum en eli yüzü düzgün kıyafetlerde bile gereksiz bir detay, bir fazlalık, acayip bir süs; misal cart renkli kocaman bir çiçek, ne bileyim küçük tuhaf plastik düğme benzeri şeyler vardı. (di’li geçmiş zaman lafın gelişi, hala öyle) hemen hemen tüm mağazalarda durum böyleydi. 80′lerin ruhunu taşımayan türden kıyafetler ancak lüks alışveriş merkezlerinde bulunabiliyordu. fiyatların yüksekliğinden bahsetmiyorum bile. türkiye’de hiç değilse büyük şehirlerde öyle çok para harcamadan da şık olunabiliyor, ama burada kazın ayağı öyle değil. hem züğürt, hem müşkülpesent olmak zor iş. nitekim günlerce kendime çöp bile alamadım.
r%C3%BCk%C3%BC%C5%9F 80'lerin anlayışsızlığı!
derken zorunluluk çözümü de yarattı: sökmek. misal bir giysiyi beğenir gibi olduğumda gereksiz detayların kurtulunabilir olup olmadığını tetkik ediyorum. kıyafeti çirkinleştiren parçalar, kumaşa zarar vermeden sökülebilir nitelikteyse alıyorum. “bir defo mu var? yahut “neye bakıyorsunuz, yardımcı olayım” diye soran tezgahtarlara, “şuradaki tuhaf süsler sökülebilir mi diye bakıyorum” gibisinden karşılıklar verince yüzlerinde oluşan dumur ifadesi görülmeye değer. zira onlara göre giysiyi cazip kılan, benim gereksiz bulduğum, göz yorduğunu hatta giysiyi ucuz ve sıradan gösterdiğini düşündüğüm parçalar. söküp değiştirme, dikme, çıkarma hadisesi benim için öylesine olağan bir hale geldi ki, gardrobumda değişiklik yapılmamış tek bir parça giysi yok gibi. dost meclislerinde kıyafetlerimin hoşluğundan bahsedilince, “siz bunun orijinal halini görseydiniz böyle konuşmazdınız kuzum” demekten imtina edecek kadar tevazu sahibi değilim elbette. bütünüyle bertaraf edilememiş kendine akacak yeni mecralar bulmuş 80′lerin bir gün tüm dünyada yeniden olanca gücüyle zuhur ve kıyam etmesinden korkuyorum.

marks’ın (elbette marks and spencer’ın marks’ı bu, bildiğim başka marks yok) şu sözleriyle bağlamak isterim:

“uzakdoğuda bir hayalet dolaşıyor, rüküşlüğün hayaleti.”

3339497843854463083 8804471936479272397?l=cinsarayindakiprens.blogspot 80'lerin anlayışsızlığı!